TMMOB Denizli İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Mehmet Öztürk, 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 27. yılında yaptığı açıklamada, deprem gerçeğine dikkat çekerek güvenli yapılaşma, bilimsel planlama ve etkin denetim çağrısında bulundu.
“Depremi unutmadık, sorumluları unutturmayacağız!”
TMMOB Denizli İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Mehmet Öztürk, 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 27. yılı dolayısıyla yazılı basın açıklaması yaptı.
Öztürk açıklamasında, 20 binden fazla yurttaşın hayatını kaybettiği, 50 binden fazla kişinin yaralandığı ve yüzbinlerce yapının yıkıldığı 17 Ağustos Depremi’nde hayatını kaybedenleri özlemle andı.
20 binden fazla yurttaşımızın hayatını kaybettiği, 50 binden fazla kişinin yaralandığı, yüzbinlerce yapıyı yerle bir eden 17 Ağustos Depremi’nin 27. yılında kaybettiklerimizi bir kez daha özlemle anıyoruz.
Başta İzmit, Yalova ve Adapazarı olmak üzere Doğu Marmara’nın tamamını etkileyen 7,4 büyüklüğündeki depremin, gerekli tedbirler alınmadığında doğal afetlerin büyük toplumsal felaketlere dönüşebildiğinin en acı örneklerinden biri olduğu vurgulandı.
“İhmallerin tarihi haline dönüşmüş durumdayız”
Öztürk, aradan geçen 27 yıla rağmen depremler ve diğer doğal afetler sonucunda yaşanan can kayıplarından gerekli derslerin çıkarılmadığı ifade edildi.
Bilim ve meslek çevrelerinin afet yönetimi ve alınması gereken önlemlere ilişkin görüşlerinin dikkate alınmadığı belirtilen açıklamada, yıllar süren çalışmalar ve raporların göz ardı edilmesi nedeniyle yaşanan felaketlerde binlerce kişinin hayatını kaybettiği kaydedildi.
Ülke tarihinin adeta ihmallerin tarihine dönüştüğü belirtilerek, 17 Ağustos Marmara Depremi’nin ardından 2003 Bingöl, 2011 Van, 2020 Elazığ-Sivrice ve İzmir ile 2023 Kahramanmaraş ve Hatay depremleri örnek gösterildi.
“Bu ders alınmamıştır!”
Öztürk, Marmara Depremi’nden çıkarılması gereken en önemli derslerden birinin coğrafi riskler göz ardı edilerek kurulan şehirler, plansız ve çarpık kentleşme ile mühendislik hizmeti almayan yapıların yurttaşlar için oluşturduğu tehdit olduğu vurgulandı.
“Ancak bu ders alınmamıştır!” ifadelerine yer verilen açıklamada, 6306 sayılı yasa kapsamında Bakanlıkça resen belirlenebilen rezerv yapı alanı uygulaması da eleştirildi.
Rezerv yapı alanı uygulamasıyla milyonlarca yurttaşın yerinden edildiği ve güvencesiz konutlarda yaşamaya mahkûm edildiği savunularak, uygulamanın keyfi ve plansız olduğu ileri sürüldü. Ayrıca kentin değerli arazilerine ve zeytinliklerine rezerv alan kararı çıkarılarak verilen imar izinleri ile coğrafi risklerin göz ardı edilmesi, plansız kentleşme ve mühendislik hizmeti almayan yapıların büyük tehdit oluşturduğu belirtildi.
“Devletin asli görevlerinden biri afet zararlarını en aza indirmektir”
Devletin asli görevlerinden birinin doğa kaynaklı afetlerin oluşturacağı zararları en aza indirmek olduğu belirtilen açıklamada, bunun temel yaşam hakkının korunması açısından gerekli olduğu ifade edildi.
Kentlerde yapıların yer seçimlerinden başlanarak üretilen yapıların tüm aşamalarında kamusal denetimin sağlanması gerektiği vurgulandı.
“Meslek odaları sürece etkin şekilde katılmalı”
Depremler başta olmak üzere afetlere karşı bütünlüklü, sağlıklı ve insanca bir yaşam ve çevre için gerekli önlemlerin ivedilikle alınması gerektiği belirtilen açıklamada, yapı denetimi uygulamasını yönlendiren kararlar ve ilgili mevzuatın TMMOB ve bağlı odalar, üniversiteler ve ilgili kesimlerin katılımıyla düzenlenmesi çağrısı yapıldı.
Güvenli yapılaşmanın sağlanması ve süreçlerin sağlıklı işletilebilmesi için meslek odalarının sürece etkin katılımını sağlayacak yeni bir planlama, tasarım, üretim ve denetim süreci modelinin derhal benimsenmesi gerektiği ifade edildi.
“Kentsel rant için değil, depreme hazırlıklı şehirler için”
Açıklamada, imar planlarının kentsel rant için değil, depreme hazırlıklı şehirler oluşturmak amacıyla hazırlanması gerektiği belirtildi.
Parsel bazında yapılan imar tadilatlarıyla ormanlık alanların, su havzalarının ve dere yataklarının yapılaşmaya açılmaması gerektiği vurgulandı.
Deprem Şurası ve Ulusal Deprem Konseyi gibi oluşumların yeniden devreye sokulması gerektiği belirtilirken, Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’nın gereklerinin yerine getirilmesi istendi.
Başta okul ve hastaneler olmak üzere Türkiye’deki bina envanterinin çıkarılması, mevcut yapıların hasar görebilirlikleri ve riskleri esas alınarak gruplandırılması gerektiği ifade edildi.
“Bilimin, tekniğin ve doğanın sesine kulak vermeliyiz”
Açıklamanın sonunda 27 yıl önce yaşanan acıların yeniden yaşanmaması için Türkiye’nin depreme hazırlıklı olması gerektiği vurgulandı.
“Depreme hazırlıklı olmak için de bilimin, tekniğin ve doğanın sesine kulak vermemiz gerekiyor” denilen açıklama, şu ifadelerle tamamlandı:
“Ülkemize, yaşamlarımıza, ortak geleceğimize hep beraber sahip çıkalım. Unutmadık. Unutturmayacağız.”

