Ben, ayakları yere basmayan ama uçtuğuna İnandırılan bir ülkenin yarın ne yiyeceğini bilmeyen vatandaşı olmak istemiyorum!..
Ben, dünyanın kıskandığı sanılan bir ülkenin, kapı komşusuna fesatlanan, onda olanı kıskanan kem gözlü dostu olmak istemiyorum..
Ben kaynakları, doymak bilmeyen hortumculara aktarılan bir ülkenin hakkını alamayan, sefaletini çeken çoğunluk halkı olmak istemiyorum..
Ben, adalet terazisinin bir kefesinde dokunulmazlar varken diğer kefesinde tek başıma mücadeleye zorlandığım kadı düzeni ile aynı dili konuşmak istemiyorum..
Ben, motorunu başka yerden aldığımız, yerli milli diye parlatılan ama alıp binemediğimiz araçlarla, sürmediğimiz yollara para ödemek istemiyorum..


Ben, zeytinimi kökleyip dibini deşen ormanımı yakıp üzerine beton döken, anasına laf edilen çiftçimi hasatsızlığa mahkum eden, bana sadece mezar olacak kadar toprak bırakan bir anlayışla din kardeşi olmak istemiyorum..
Ben, eline bir enstrüman almamışların söylediğim şarkılara, gülmeyi bilmeyenlerin çizdiğim şakalara, mayo giyip denize girmeyenlerin sahnede, salonda, sahada oynarken giydiğim şorta laf eden yobazlarla yanyana gelmek istemiyorum..

Ben bugün 2025 yılındaki değil,
9 Eylülde İzmir’e bayrağı diktikten sonra yoktan var edilen, Lozanda kimliğini kazanmış bir devletin, Cumhuriyet vizyonuyla aydınlattığı..
Bütün dünyanın saygı duyduğu…
Sarıklı başların rahleden kalktığı, okul sıralarında öğrencilerini bekleyen “eserleri yeni nesil” olacak öğretmenlerin..
Ayağında çarıkla tarlasına gidip üreten, milletin efendisi olacak elleri nasırlı çiftçilerin..
Kırmızıyı, bayram sabahı yastığının altında sakladığı pabucunda değil savaşın renginde gören ama artık elele coşan, koşan 23 nisan çocuklarının..
Damarlarındaki asil kanla bayrağına, marşına, muasır medeniyete and içmiş 19 mayıs gençlerinin..
Kara çarşaflarla hayatın dışına itilmiş, sofradaki yeri öküzden sonraya atılmış, adı sanı olmayan Elif Anaların, Afife Jalelere, Sabiha Gökçenlere, Keriman Halislere.. Fikriyelere.. seçen, seçilen “yerleri omuzlara” dönüştürülen Cumhuriyet kadınlarının..


Bacalarından sanayi tüten, Etibankların, Sümerbankların, Devrim arabalarının, Kayseri uçak fabrikasının, kitap yazanların, gazete çıkaranların, bilime koşanların
yaşadığı100 yıl önceki, NE MUTLU TÜRK’ÜM diyebildiğim gerçek Türkiye yüzyılını yaşamak istiyorum..
Bu vizyonu sindiremeyip de bugün hala kişilik bulamacı yaşayanların düzenden aldığı cesaret ile karalamaya çalıştıkları Ulu Önder 1938 in Kasımında sanıldığı gibi toprağa gömülmedi aksine bu ülkenin kaderine, geleceğine sökülmemek üzere mıh gibi çakıldı, gocunmanız ondan..
Ömrün uzun olsun ATAM.. Sevgi, Saygı ve sonsuz minnetle.