Devlet gücü çağrıştırır, güç hukukun karşıtıdır.
Hukuk devletinde haklar ve özgürlükler lütuf değildir,
Devletin görevi ise hukuk için de onları güvence altına almaktır.
Orada devlet, ne ayrıcalıklar dağıtmak için başa konmuş kuş ne de malı yağmalanan bir deniz, ne de coptur.
Bu sınırı devlet kendisi taahhüt etmiştir.
‘’Yasasız suç ve ceza olmaz, yargılanmadan kimse cezalandırılamaz.’’
Bu da devletin taahhüdüdür.
Kişi, Büyük balıkların küçük balıkları yutmadığı bu hukuksal ortamda sabahın 7 sinde kapıyı çalanın sütçü olduğunu bilir.
Haklardan, hukukun üstünlüğünden, hukuk devletinden bahsederken değişmeyen payda hukuk olacaktır.
Yasanın üstünlüğünden bahsetmiyoruz.
İnsanlık, yasallık adına hukukun çiğnendiği, yasa devletinin haksızlıklar devleti olabileceği hatta bunun devlet terörüne dönüşebileceği deneyimini 20 milyon insanın ölümü ile öğretmiştir.
Formül basit az devlet çok hukuk olmalıdır, devlet küçülüp hukuk olabildiğine büyümelidir.
Aslında işte o zaman devletin otoritesi daha da artacaktır.
Böyle bir devlet halkıyla barışık ve samimidir.
Hukuksallık sadece adli olaylar değildir hayatın tüm alanlarını kapsar.
Yasalar toplumsal boyut gözetilerek yapılmalıdır, öyle olursa halk kendiliğinden o yasaya sahip çıkacaktır, toplumsal konum gözetilmeden yasa çıkarılırsa halkın sessiz karşıtlığıyla karşı karşıya kalınacaktır
İktidar olanlar yasalara göre yönetime gelebilirler ancak çoğunluğun rızasında arkasına alması gerekir. Bu iki olgu bir araya gelmelidir gelmez ise toplumdaki huzur ve barış bozulacaktır.
Öyle ki kurşun yerine oy pusulası kullanılarak yaratılan çoğunluk diktatoryasında tek kalıba dökülen insanlar onursuzlaşır, sürüleşir ve tükenirler. Farklılaşma biter gelişme durur.
Karşı görüşleri küçümseyerek en iyi ben düşünürüm diyerek halka rağmen bunalımları aşmak için halkı kurtarma ve kollamak için keyfi karar ve zor kullanmalar saçmadır.
Hukukun üstün olduğu ve eşit dağıtıldığı bir ülkede ekonomi sosyal hayat ve eğitim hayatı çok ileri gider.
Kimse kimseyi yukardan ya da aşağıdan bakmaz
Türk halkı bunun özlemi içindedir ve hakkıdır.
Çağımızın modern dinin insan haklarıdır.
Türk insanı bu süreçte çok bedeller ödemiştir, vazgeçemez.
Türk toplumunun her bireyi sorgulayıcı ve itiraz edici ve hukukuna sahip olduğunda ancak ileri devlet ve çağdaş milletler seviyesine çıkmış olacaktır.
Bütün ülke hapishaneye girse de zincire vurulsa da hukukuna sahip çıkmaktan vazgeçmeyecektir,
Bu sadece bilinçli bir yurttaş olmanın gereği değil aynı zamanda insan olmanın da gereğidir.
Sadece kendi hakkını değil düşmanının bile hakkını koruma, hukukunu riayet etmek insani bir duruştur.
Şunu unutmayalım ki ancak hayvanlar zincirle bağlanmayı kabullenirler.
Bugün artık alışılmış hak ve özgürlükler yetmiyor, yaşam hakkı olağan durumlar dışında sonuna kadar korunmalıdır.
Sonsuza kadar adalet!
Sonsuza kadar devlet!
Sonsuza kadar millet…..
Saygılarımla…
