Köyler gittikçe yok oluyor, şehirler ise kalabalıklaştıkça kalabalıklaşıyor.
Ne köydeki yaşam eskisi kadar yeterli, ne de şehirler artık insanı doyuruyor.
Onca göç, onca uğraş bir hiç uğruna mı?
Aslında hayır.
Çünkü herkesin göç sebebi, herkesin motivasyonu farklı.
Kimine köy dar gelmiştir, kimine yetersiz…
Kimi hayallerinin peşinden koşmuştur şehre.
“Şehirde her şey var” derler.
Ama olmayanlar, olanlardan çoktur.
Köyde toprağın vardır;
ekersin, biçersin.
Şehirde ise başkasının işine koşarsın.
Kendi tarlan için verdiğin emeğin daha fazlası beklenir senden.
Hep ekersin, ekersin…
Ama ektiğinin ancak bir iki kökünü biçebilirsin.
“Ah köyüm” dersin,
içine özlemin kör ateşi düştüğünde.
Ama “Ah şehrim” demezsin.
Neden diyesin ki?
Her yanı beton olan yerlere mi?
Oysa köyünün suyu bile farklıdır.
Yorgunluktan mola verdiğin kiraz ağacını bile başka hatırlarsın.
Sen şehirde hayatla boğuşurken,
o ağaç çoktan yaşlanmıştır.
Göçler hep var olmuştur.
Asırlardır…
Kabileler, ülkeler;
sonra azınlıklar, başkaldıranlar,
zamanla savaştan kaçanlar,
daha iyi bir yaşam için ülke değiştirenler…
Sonu hep göç,
ama sebebi hep farklı.
İnsan kolay karar vermez göç etmeye.
Kolay değildir köklerini bırakıp başka bir yerde yeniden köklenmeyi denemek.
Her şeye sil baştan başlamak,
her şeyi sıfırdan kurmak
büyük bir mücadele ve sabır ister.
Ama bekleyelim tersine göçün başlayacağı zamanı.
Çünkü ancak o zaman geleceğimiz daha iyi olacak.
Geç olmadan, güç olmadan, “keşke” demeden…
Bırakın artık şehirli–köylü muhabbetlerini.
Hepimizin kökeni köyden geliyor.
Bunun farkında olmayan,
zaten köylünün emeğini de anlayamıyor.