Türk insanı yaklaşık iki yüzyıldır her türlü korkuyla terbiye ediliyor.

Cehennem korkusu, açlık korkusu, devlet korkusu, polis-asker korkusu, lider korkusu, en acısı da düşünme ve düşündüğünü ifade etme korkusu vs sıralanıp gidiyor.

Sahi korkmadığımız ne var?

Oysa Türk evladı; ataların bu topraklara çok uzak coğrafyalardan geldiler,

Yüzlerini rüzgâra verdiler, ayaklarını taşlar yalarken, gözleri gökyüzünde idi.

Çadırları azaldı, ocakları azaldı, kara aygırları susuzluktan çatladı, bebeler toprak oldu,

Bir gün dedi ki Satuk buğra han; uzun yoldan geldim el aldım atam kül kadir handan, yağmuru düşümde gördüm alnımı bir aydınlık okşayıverdi, sordum kimsin? MUHAMMED deyiverdi şehadetle nur indi alnıma…

İşte o günden beri davaların en yücesi yüklendi omuzlarımıza,

Korkuda neymiş bu şehadet yolunda…

Biz korkuyu tanrı dağında bıraktık, kerbelada cennet şerbetini içtik…

Türk insanının karakteri olan Cumhuriyetin en büyük devrimi bana göre kul insandan yurttaşlığa dönüş olmuştur,

  Ardından çağdaş demokrasi mücadelesi, ama ne yazık ki kalıtsal haline gelmiş korkulardan yine kurtulamadık.

Bunun üstüne birde Bu son başkanlık sistemiyle de bu anlamda ki yaklaşık yüz elli yıllık mücadeleyi heba ettik.

Kâinat sürekli tekâmül halindedir. Genişler.

 İnsanoğlu da kâinatın bir parçası olarak sürekli gelişme halinde olmalıdır.

Aksi takdirde yaratılış melekelerini kaybeder, ya köle olur ya da yok olur.

Kadim Türk medeniyeti ve Türk töresi korkulardan arınmış, korkunun yerine saygı ve kadim

Töre hukukunu koymuştur.

 Töre der ki, “Tüm varlığı tanrı yaratmıştır.” öyleyse, yaratılan her şeyin var olma ve kendini ifade etme hakkı vardır.

Bu anlayıştır ki, Türk Milletini ırkçılık ve kavimciliği men eder.

Türk hoşgörüsü de bu inançtan doğar.

 Bugün çağcıl demokrasiler ancak bu yüzyılda bu saygı ve hakkı dillendirmeye başlamışlardır.

Türk Milletinin korkusuzluğunun temelinde işte bu inanç ve felsefe vardır.

Bugün bu şuur ve gayesi unutturulup iğdiş edilmiş bir toplum haline geldiysek, yüzyıllara varan sistematik manipülasyonlardandır.

Tekrar bireysel hak ve özgürlüğümüzün yanında milli töre ve mefkûremizin tezahürü için

Her millet evladının üzerine yapıştırılmış olan her türlü korkudan, taassup ve önyargıdan arınması gerekir

Mukaddes kitabımız; oku; diye başlar, istiklal marşımız; korkma; diye başlar işte rehberimiz.

Zahiri olarak tabiattaki karakteristik karşılığı olan bozkurttun yaşamında sembolleşen özgürlüğü kendi yaşam ve hayat felsefemize de geçirmeliyiz.

21. asrın başında Yeni bir devrim lazım, bütün devrimleri deviren, adına Türk Rönesans’ı dediğimiz büyük devrim…

Yeniden doğuş….