Bugün 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü.

Bugün yine herkes hayvan sevgisinden söz edecek. Sosyal medya akışları sevimli fotoğraflarla dolacak, süslü cümleler peş peşe kurulacak.

Ama sokaklardaki gerçek bambaşka…

Açlık var. Şiddet var. Terk edilmişlik ve dinmeyen bir korku var. Ve bütün bu karmaşanın tam ortasında, insanın vicdanına emanet edilmiş sessiz canlar var.

Bizler ise ne yazık ki çoğu zaman onların en temel hakkını —yani yaşam hakkını— bir tartışma malzemesi haline getiriyoruz.

Oysa mesele son derece net: Yaşamak isteyen bir canlının hayatına kim karar verebilir?

Elbette toplum güvenliği göz ardı edilemez. Elbette mevcut sorunlar bilimsel, hukuki ve insani metotlarla çözülmelidir. Ancak çözümün adı asla vahşet olamaz! Merhamet göstermek de sorunları başıboş bırakmak demek değildir.

Hayvanları korumak, yalnızca bir kap kapının önüne mama koymaktan ibaret değildir.

-Sokağa terk edilen canların hesabını sormaktır.

-Şiddet uygulayana caydırıcı yaptırımlar uygulamaktır.

-Denetimsiz üretime ve ticarete “dur” demektir.

-Kısırlaştırma seferberliğini etkin ve sürekli kılmaktır.

-Belediyelerin ve devlet kurumlarının sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmesini talep etmektir.

Ve hepsinden önemlisi; sesi çıkmayanın, hakkını arayamayanın sesi olmaktır.

Çünkü bir toplumun gerçek medeniyet seviyesi; güçlüye nasıl davrandığıyla değil, güçsüz karşısında sergilediği vicdanla ölçülür.